ZİHİNSEL DÖNÜŞÜM Son günlerde sürekli sivil toplum kuruluşlarına konuşmacı olarak gidiyorum. Ve anlattıklarım insanların ilgisini çekiyor ki, her konferans, diğerini doğuruyor...Bu beni kendim için değil, ama bir şeyleri değiştirme azmim açısından çok mutlu ediyor. Ne anlatıyorum? Aslında bugünü değil yarını anlatıyorum... Neden yarını anlatıyorum? Çünkü bugünü bugün değiştiremeyiz. Ama yarını bugünden değiştirebiliriz. 2005 yılına bir nevi Çinlilerle ve içimizdeki Çinlilerle, yani teşvikli illerle girdik...Aylık işçilik maliyetleri 40 Amerikan Doları olan devasa bir üretim üssüyle, aylık 1000 Amerikan Doları işçilik maliyetiyle mücadele etmeye çalışıyoruz. Sadece Çin değil, Uzakdoğu ülkeleri de inanılmaz fiyatlarla rekabete gidiyorlar ve elimizde tuttuğumuz halat yavaş yavaş kopmaya başlıyor... Ne kadar daha tutabiliriz bu halatı? En fazla on yıl daha... Ya sonra? İşte sonrasını şimdiden planlamalıyız. 1980lerde biliyorsunuz, yine aynı yöntemle Avrupa'nın elindeki tekstil ve konfeksiyon sektörünü, ucuz maliyetle biz devir aldık. O zaman da bunun adı "Türk İstilası" idi. Şimdi doğanın gereği, devran döndü ve bu sektörler, bizden daha ucuz üretim yapan Uzakdoğu'ya gidiyor... Önemli olan bu tespiti yapmak... Gerisi yapısal dönüşüm... Siyasi kaygılardan uzak, bunu bir dönüşüm projesi olarak algılayıp, yapılması gerekenleri yapmak... Yoksa, yıllık kaybımız en az 40 milyar $ olacak. Önümüzde örnekler de var...İrlanda, Polonya, Hollanda,vb...Evet, bu sektörler gidecek, ama dünyanın ihtiyaçları bitmeyecek...Katma değeri fazla ürün ürtmek için istekli olmak lazım...On yıl öncesine kadar dünyada GSM sektörü var mıydı? Bir de şimdiyi düşünün, cep telefonsuz neredeyse sokağa çıkamıyoruz. Bu dönemeçleri görmek gerek...Baba mesleği diye ısrarcı olmanın bir anlamı yok...İş yapış biçimleri, sektörler, müşteriler, tedarikçiler, her şey değişecek... Yabancı sermaye kendine genişleme pazarı olarak Türkiye'yi hedef seçti...Yani bizim firmalarımızı...Başladılar bile dolanmaya... Önemli olan, onların üretmediği alanlara kaymak değil...Önemli olan onların ürettiği alanlara kaymak...Düşük teknoloji Uzakdoğuluların elinde, yüksek teknoloji ise Amerikalıların...Bize kalan ultra yüksek teknoloji...Çok mu zor? Bence değil...Dünyada bir sürü AR-GE yapan şirket var...Buluş yapıp satıyorlar...Bir iki milyon dolara ne projeler üretiyorlar...Patent transferi, dağıtım kanalı transferi...Buralarda yokuz... Çok mu zor? Bence değil...Tek ihtiyacımız...ZİHİNSEL DÖNÜŞÜM... Teknolojideki son on yıllık devasa gelişmeler neticesinde, bilinmeyen yavaş yavaş azalıyor. Üzerimizde sadece mavi gökyüzü değil, binlerce uyduyla dünyayı çevreleyen yığınlarla dolu bir uzay var...Biz gerçekten o kadar küçüğüz ki artık...Büyüklerin olduğu bir yerde mücadele etmemiz gerçekten zor... Gelin kelime anlamı olarak anahtarımızı bir kere daha inceleyelim. Zihinsel kelimesinin Türk Dil Kurumu Sözlüğü'ndeki karşılığı; " zihinle ilgili, zihnî.", dönüşüm kelimesinin karşısında da; "olduğundan başka bir biçime girme, başka bir durum alma, tahavvül, inkılap, transformasyon"olarak tanımlanıyor... Yani iki kelimeyi birleştirirsek; anlayış açısından, olduğundan başka bir biçime girme, başka bir durum alma haline deniyor zihinsel dönüşüm... Peki de ne haline dönüşmek? Zihnimizde ne var ki de, şimdi onu ne hale getireceğiz? Önemli olan bu soru herhalde... Yüzlerce yorumun ve farklı fikrin olduğu bu dünyada, zihinsel dönüşümle dönüşeceğimiz şekil, alacağımız hal ile ilgili tek bir yöne var; "bilgi toplumu"... Ne demek bu peki? Ne yaparsak yapalım, iş yapış biçimlerimiz değişiyor...Sektörler kayboluyor, yenileri onların yerine ortaya çıkıyor...Posta arabaları ile başlayan nakliye taşımacılığı, şu anda jetlerle yapılıyor...Tüm bu evreler, ithal edilebilir, yerine konabilir...Eğer paranız varsa, siz bulmasanız da artık, başkalarının patentlerin satın alabilirsiniz... Ama ne olursa olsun, bu sadece balık yemektir. Balık tutmak değil...Hayatımızdaki her konu ile ilgili olarak, bilgiye dayalı, yarına dayalı bakış açısını hakim kılmayı bilmeliyiz...Hala, mevcut bilançolardaki karlara veya zararlara bakarak, geleceği yönetemeyiz... İşlenmiş bilgi altın değerindedir...Güncel bilgiyi alıp, geleceğin hayalleri ile birleştirip; ayakları bugüne basan bir geleceğin resmini çizmeliyiz artık...Bu da bilgi toplumu olmaktan geçer...Dünyanın üzerinde milyonlarca bilgi günlük olarak dönüyor...Bilginin azı kadar, çoğu da yönetilmesi zor bir eşiktir... Bilgi toplumu, bilginin geçerli olduğu, bilginin her aşamamıza hakim olduğu bir toplum çeşididir...Geleceğin tek hammaddesi doğru işlenmiş bilgidir..Bu bilgiye ulaşmak, bu bilginin peşinde koşmak, her işimizdeki başarının en temel dönüşümü olacaktır. Zihinsel anlamda, kendi içimizde bu refleksi yarattıktan sonra, inanın ki, her sektörde, her dönemde geleceği yakalamak ve ayakta kalmak daha kolay olacaktır. Bilgi toplumu gerçekçi değildir, doğrucudur...Gerçekçi olmak duygusal olmamak, yani duyguları ve sezgileri olmamak gibi düşünülür...Ama doğruculuk, yani gerçeğin varlığına ulaşıp, bu bilginin üzerine doğruyu inşa etmek bilgi toplumunun vazgeçilmez bir metodudur... |